Masa suslemesi ve cesitli ikram sunumlari
Ben cok keyif alirim misafirim geldiginde masa suslemekten ve hazirladigim ikramlari degisik sekillerde sunmaktan .
mesela,
-pilavlari genelde minik tatli kasesine koyup ters cevirip sunarlar ya ,ben onlari istridye ,yada kalp seklindeki kek kaliplarimin icine koyup ,sonrada tabaklara servis ederim .tabaklarda minik kalp ,istiridye pilavlar oluyor
-limonu tul ile sarar,suslu kurdelayla baglarim
-masada mutlaka canli cicek ve mum bulundururum
-masa ortusu ve pecetenin renk uyumuna onem veririm .mutlaka bir konsept yapmaya calisirim.
-kisir ,patates salatasi turunden yiycekleri ,silikon kek kalibima koyar ,sekillendirir ,sonrada ters cevirip masaya oyle koyarim ,bazan patates salatasini uzerini yogurt-mayonez karisimi ile kaplayip ,dereotu yada maydanoz dokerim ustune .guzel bir gorunum olur .pasta gibi
-kahvaltida terayaglarini sekilli kurabiye kaliplariyla keser koyarim
-visne ve portakal,limon suyunu buz kaliplarinda dondurur ,soda maden suyu ikraminde icine bir adet atarim ( kisinin tercihine gore tabi).hem goruntu guzel olur ,hemde meyveli soda gibi bir tat oluyor.
-bir blogdan ogrenmistim ; bir arkadasima vs giderken goturdugum kurabiyeleri ,$Ik bir kaseye koyar ,renkli tullerle,yada jelatinle ,suslu kurdelayla baglar oyle gotururum .hediye paketi gibi .hem sempatik bir hediye ,hemde el yapimi kurabiye ev sahibininde hosuna gider .
-turk kahvesini degisik sekillerde ( antika gibi goruntusu olan.eskiyi animsatan turden) fincanlarda ,yaninda o an evde varsa naneli lokumla ,yada o anda evde bulunun bir kurabiye ,gofret vs gibi birseyle ikram etmeyi severim
Dekorasonda renk tonları
Bir Odayı Olduğundan Büyük Göstermek İçin
Odayı açık renkli eşyalarla dekore edin. Duvarları açık renklerle boyayın. Açık renkler kullanıldığında ışık daha fazla yansıma yapacağı için oda olduğundan büyük görünecektir.
Büyük Bir Odayı Olduğundan Daha Küçük Veya Sevimli Göstermek İçin
Sıcak renkler (kırmızı,pembe,sarı ve turuncu tonları) kullanarak duvarların merkeze daha yakın veya tavanın daha aşağıda olduğu hissini verin. Böylelikle çok büyük olan ve içinde fazla eşya olmayan salonlar bile daha sıcak ve sevimli bir his verecektir size.
Koyu Renkler Ve Sıcak (Kırmızı, Pembe, Sarı Ve Turuncu Tonları) Renkler
Koyu renge veya sıcak renge boyanmış tek duvar, odanın içine çekilir. Eğer sizin odanızda da, böyle büyük ve uzaktaymış gibi görünen bir duvarınız varsa, farklı renge boyayarak (ara veya koyu renge) onu odanıza yeniden katabilirsiniz.
Açık Renkler
Açık renge boyanmış bir duvar, olduğundan daha geride imiş hissini verir. Eğer siz de odanızın bir duvarını daha geniş göstermek isterseniz, bunu deneyebilirsiniz.
Koyu Renkli Döşeme Ve Halı
Eğer odanızın tabanını koyu renkli bir halı ile veya koyu renk yer döşemesi ile kaplarsanız, odanızın tabanı olduğunda daha küçükmüş hissini verir.
Tavanı Alçak Göstermek İçin
Tavanda duvarlardan biraz daha koyu bir renk kullanın. Fakat odanızın sıkıcı bir hal almaması için kullanacağınız rengin çok da fazla koyu olmamasına dikkat edin.
Tavanı Yüksek Göstermek İçin
Tavanda duvarlardan daha açık bir renk kullanın.
Çok Büyük Bir Odada Tavanı Daha Alçak Göstermek İçin
Tavanı ve duvarın tavana yakın üst kısmını, duvarlardan biraz daha koyu bir renge boyayın
alıntıdır
Çorap
Antik çağlardan günümüze günlük hayatımızın vazgeçilmez öğeleri olan çorap ve eldivenler, Anadolu geleneğinin içinde üzerine işlenen motifleriyle sahibinin sesi de olur
Anadolu toplumunda çorap ve eldivenler, örgü el sanatıyla oluşan zengin motifleriyle bir sözlüğe benzer, her biri ayrı anlama gelen… El ve ayak anatomisine “tıpa tıp” uyan, esnek olup günlük hayatta işlevsel rol alan, iki ya da beş madeni veya ahşap şişle örülen çorap ve eldivenler önemli giysi parçalarıdır. Eli, ayağı her türlü doğa olayına karşı koruyan, onu binbir motif, inançla süsleyen, zor yaşam koşullarına anlam ve renk katan çorap ve eldivenlerin sesini dinleyelim…
Çorabın Kısa Tarihi
MÖ 5. yüzyılda Altay Pazırık kurganında bulunan keçe çoraplar, Türklerde çorap geleneğinin çok eskilere dayalı olduğunu kanıtlar. Eski Yunanlı şair Hesiodos, hayvan kılından örülen bir ayakkabı astarından (piloi) söz eder. Örgüyle yapılmış, ayakkabı astarı dediği şey, çorabın bir türü olabilir. MS 2. yüzyıldan başlayarak keçe ya da hayvan postundan kesilerek dikilen, ama esnek olmayan çorap benzeri giyeceklerin üretildiği de biliniyor.
Anadolu kültüründeki çorapların benzerlerini ise Balkan ülkelerinde, Türkmenistan’da, Yunanistan’da, sürüleriyle yaşayıp oradan oraya dolaşan topluluklarda da görebiliyoruz. Türkçe’deki çorap sözcüğü ise Farsça kökenlidir. ‘Gorab’ sözcüğü, Arapça’ya ‘curap’, buradan Türkçe’ye ise ‘çorap’ olarak geçer ve Balkan diline de girer. Türkmenistan’da ise çoraba ‘ceşka’ adı verilir.
İngilizce çorap anlamına gelen ‘sock’ sözcüğünün kökeni olan Latince ‘soccus’ ise, aslında alçak topuklu hafif ayakkabılar için kullanılırdı. Romalılar bu sözcüğü antik Yunanlılardan almıştı. Yunanlıların giydiği ‘sukkhos’, yani ayağa dolanan bir posttan yapılan hafif ayakkabılar, Romalılar zamanında, Britanya’nın işgali ile adalara taşındı, çizmenin içine giyilebilen bu bir tür çoraplarla ayakların korunabileceğini gören Anglosaksonlarca benimsendi
El örgüsü çorap bugünkü biçimine ise, 17. yüzyılda örgü makinesini icat eden William Leey sayesinde kavuştu. Ardından ipek çorapların üretimi geldi. 1930’larda naylonun bulunmasıyla sanayi, ipek çorap üretme bağımlılığından kurtuldu ve dayanıklılığı nedeniyle naylon çoraplar yavaş yavaş piyasaya sürülmeye başlandı. Amerika’da üretilen ilk naylon çorapların, ‘naylon günü’ ilan edilen 15 Mayıs 1940’ta satışa sunulacağı duyurulmuştu. Dükkânlar açılmadan önce önlerinde oluşan kuyruklarla çoraplar daha o gün tükendi.
Parmaklar Arasında Beş Şiş
Anadolu’da çoraplar yün, tiftik, pamuk, deve yünü, keçi kılından elde edilen malzemenin ipliğe dönüştürülmesiyle örülür. Anadolu toplumunda çorap, eldiven örmesini bilmeyen kadın, kız yok gibidir. Çorabı, eldiveni yolda, kapı önünde komşularla yarenlik ederken, sürüsünü güderken, ev ziyaretlerinde, boş zamanlarında durmadan örer… Parmaklar arasında beş şiş döne döne, ilmek ilmek motifleri oluşturur. Bazı yörelerde erkekler de kahvelerde ve köy odası toplantılarında kendi giyecekleri çorap ve eldivenleri örerek ev üretimine katkıda bulunurlar. Eldiven bilekten örülmeye başlar. El kısmı bitince, beşe bölünerek, boy boy parmaklar örülür, tırnak kısmı kırmızı renkle, ‘kınalı ellik’le tamamlanır. Çorapların da burun, topuk, taban, bilek ve ağız kısmında çok hoş bir örgü tekniği uygulanır.
Motiflerin Dili
Anadolu köylüsünün yaşam felsefesi çorapların, eldivenlerin üzerine kısa, öz sözcüklerle yazılır. Elin uğurlu, şifalı, ayakların ‘deve tabanı’ gibi güçlü olması, gidilen yoldan sağ salim geri dönülmesi, doğa olaylarından, kazadan, beladan, kem gözlerden korunması için çeşitli motifler işlenir.
Halı, kilim ve diğer dokuma türlerinde de görülen bu motifler, bitkilerden, çiçeklerden, kutsal sayılan hayvan uzuvlarından, kullanılan araç ve gereçlerden, düşsel buluşlardan alınıp stilize edilir. Bu gelenekselliğin içinde oluşturulan renk renk, çeşit çeşit çorap motiflerine verilen; ‘saç bağı’, ‘küçük gegekli (küçük kuş gagası)’, ‘töngel çiçeği (böğürtlen çiçeği)’, ‘koç boynuzu’, ‘üzüm asması’, ‘gül bahçesi’, ‘bülbül gözü’ gibi yüzlerce sözcük bulunur. Köyden kasaba pazarına inen, evli erkek ‘büyük ağa’, bekarsa ‘küçük ağa’ motifli çorap giyer. Bir delikanlının sevdiği ele gitmişse, yüreği yangınsa ‘yârimi eller aldı’ çorabını ayağına geçirir. Gelinler ‘güllü’, güveyler ‘dallı’ motifli çoraplar giyer.
Çorap aynı zaman önemli bir hediyedir. Bir kız çeyizi için en az 20-25 çift çorap örülür. Ve bunların bir kısmı armağan olarak çevreye dağıtılır. Kızlar nişanlılarına çorap örüp yollar. Düğünlerde, bayramlarda, özel ziyaretlerde de çorap bebelere, çocuklara, gençlere, yaşlılara hediye edilir.
Ayak anatomisine uyan ve bugün makinelerin ürettikleri gibi ayakkabı, çizme, çarık ve botla giyilebilen bu renk renk, süslü Anadolu çorapları yüzlerce yıl öncesinin önemli bir buluşuydu. Göçebe toplumların kâşifliğini yaptığı çoraplar ve eldivenler, vazgeçilmezlerimiz olarak günlük hayatımızda binbir çeşidi ile yer almaya devam ediyor.
Funk Shui Felsefesine Göre Ev Dizayni….
Evinizi alt üst edin!
Kanepeyi testereyle doğrayın, televizyonu patlatın, kapılara resimler çizin, duvarlara delik açın, tabloları söküp yerine kırık sandalyeler asın… Feng Shui’ye meydan okuyan yeni dekorasyon trendi Punk Shui eve düzen yerine kaos getirmeyi, hayatı olduğu gibi kucaklamayı öneriyor.
Mükemmel uyumlu mobilyalar, huzur verici renkler, düzenli ve aydınlık iç mekanlar sizi hasta ediyorsa; evinizin en güzel nasıl dekore edileceğini söyleyen televizyon programları, dergiler ve ağza sakız olmuş felsefelerden artık gına geldiyse; içinizden gelen tek şey ortalığı dağıtıp, eşyaları kırıp dökmekse o zaman bu trend tam size göre: Punk Shui!
Radikal bir ev dekorasyon tarzı Punk Shui. Bu yeni dekorasyon trendinin isim babası olan 25 yaşındaki New York’lu tasarımcı/sanatçı Josh Amatore Hughes ise iki ay önce yayımladığı kitabının kapağında bu tarzını şöyle adlandırıyor: ‘Punk Shui: Anaşistler İçin Ev Dizaynı. Adından da anlaşılacağı üzere Punk Shui, evlere huzur, düzen, sadelik, pozitif enerji gibi kavramlar getirmeye odaklanan ünlü dekorasyon anlayışı Feng Shui’nin bir antitezi.
Çünkü Punk Shui ‘negatif ya da pozitif fark etmez, bütün enerjileri eve doldurun’ diyor ve önerilerini sıralıyor: ‘Elinize bir testere alın ve mobilyalarınızı doğrayın, televizyonu patlatın, bir kalem alıp kapılara resim çizin, duvarlara delik açın, kırık aynalar, parçalanmış bir gitar, ayağı eksik bir sandalye gibi akla hayale gelmeyecek şeyleri tablo niyetine duvara asın, banyo perdesi ya da duşakabininizi söküp özgürce yıkanın, mobilyalara boya sıçratın, giysileri etrafa saçın, boş şişeleri ve izmaritleri ortalıkta bırakın. Kural yok, içinizden ne geliyorsa onu yapın!’ Kısacası Punk Shui huzursuzluğu, vahşiliği, kaosu kucaklıyor.
Böyle bir girişimin sonucunda ortaya çıkan manzaranın korkunç olacağını, evinizin bir harabe ya da bir çöp evden farkı kalmayacağını düşünüyorsanız hemen söyleyelim: Punk Shui sadece ortalığı darmadağın etmekten ibaret değil. Josh Amatore Hughes’un ‘Punk Shui: Anaşistler İçin Ev Dizaynı’ kitabına bakılırsa işin içinde derin bir de felsefe var.
Herkez aynı ve çok sıkıcı
‘Punk Shui’nin asıl amacı sizi daha yaratıcı kılacak bir ortam yaratmaktır’ diyor Hughes. Günümüzde herkesin moda olup fazlasıyla yaygınlaşan akımların kuralları içine hapsolmasına ya da ünlü markaların kölesi olmasına tepki gösteren Hughes, herkesin bu sebeple birbirinin aynı hayatlar yaşamaya başladığını, sıkıcılaştığını, kalıplaştığını söylüyor.
Bu sıradanlıktan kurtulmak içinse tüketime odaklı fabrikasyon tasarımların hayatımızı şekillendirmesine karşı çıkmamız gerektiğini vurguluyor: ‘Yaşadığınız ortamı tepetaklak eder ve alışık olmadığınız bir hale getirirseniz bu kaos sizi daha yaratıcı yapar. Çünkü kaos her zaman insanı iyi ya da kötü anlamda bir değişime sürükler. Bu açıdan Punk Shui kişinin özgürleşmesi, farklılık yaratması, kendinden bir şeyleri ortaya koyması ve daha da önemlisi özgüven kazanması anlamına geliyor.’
Hughes’un bakış açısı size bir parça yakın geldiyse atmanız gereken ilk adım şu: ‘İlk olarak evinizde şimdiye kadar uyguladığınız düzeni gözden geçirin. Sürekli tekrarlanan şeyleri bulun ve öncelikle onlara el atın, parçalayın, kırın, dağıtın, bunu yaparken özgürlüğü hissedin ve eğlenin. Ancak bu şekilde yeni fikirlerin ortaya çıkmasını sağlayabilirsiniz. Sonra isterseniz bu parçaları birleştirerek kendinize özgü bir heykel yapıp salonun bir köşesine koyabilirsiniz!’
Josh Amatore Hughes, New York’ta Çin Mahallesi’ndeki evini tam manasıyla Punk Shui tarzıyla döşemiş ve ardından evine gelen pek çok kişiden iş teklifi almış. Bu yepyeni dekorasyon akımı kulaktan kulağa yayılıp New York çapında büyüyünce de genç tasarımcı Punk Shui Design adlı bir şirket kurmuş. ‘O son derece düzenli, huzurlu evlerde yaşamak aslında yapay bir hayat tarzından başka bir şey değil. Çünkü sokağa adımınızı atar atmaz yine kaosun içine dalış yapıyorsunuz.
O zaman neden hayatı olduğu gibi kabul etmiyor, kaosa evimizde de kucak açmıyoruz’ diyen Hughes ekliyor: ‘Pek çok müşterimin hayatına kaosu davet etmesine, bize öğretilen ve dayatılan kuralları yıkmasına ve orijinal fikirlerini hayata geçirebilmesine yardımcı oldum. Bu özgürlüğün daha da geniş kitlelere yayılması için çalışıyorum.’ Hughes yeni kitabı sayesinde bu seslenişini daha geniş kitlelere duyurmayı başaracak gibi de görünüyor. Fabrikasyon evler ve fabrikasyon hayatlardan sıkılan ve tüm bunlara karşı çıkmaya cesareti olan asi ruhlar yarın, öbür gün birer testere kapıp evdeki her şeyi kesip biçmeye başlarsa sakın şaşırmayın!
Punk shui feng shui’ye karşı
ÇIlgIn tasarımcı Josh Amatore Hughes’un yarattığı dekorasyon trendi Punk Shui ismini Feng Shui’den ilham alıyor. Son yılların en popüler dekorasyon trendi olan ve kökleri eski bir Çin felsefesine dayanan Feng Shui evdeki her şeyin biribiriyle ve doğayla uyum içinde olmasını ve sadeliği savunuyor. Negatif enerjiyi ortadan kaldırıp huzur, sağlık, aşk, mutluluk, para gibi konuları hayatımıza dahil edebilmek için gereken pozitif enerjiyi yaşadığımız mekanda oluşturmayı vaat ediyor. Ancak Punk Shui bunların tam tersini öneriyor.
‘Pozitif ya da negatif fark etmez, her türlü enerjiyi evinize almalı, kaosu kucaklamalısınız. Böylece hayatın kendisini de kucaklamış olursunuz’ diyen Punk Shui’nin Feng Shui’den farkını anlamanız için işte size birkaç örnek.
Yatak odanıza kırık bir ayna asarsanız bu Punk Shui’dir. Feng Shui’de ise yatak odasında hiç ayna bulunmaması gerekir çünkü yatak odası rahatlamak için ayrılmış bir mekandır, aktif enerji yaratan şeyler burada bulunmamalıdır. Punk Shui’de evinizin çeşitli köşelerinde kaktüs yetiştirebilirsiniz. Çünkü dikenler kaosu besler.
Feng Shui ise bambu, lavanta, palmiye bitkileri yetiştirmeyi önerir çünkü bu bitkiler evinizin havasını temizleyip pozitif yaşam enerjisini harekete geçirir. Punk Shui’ye göre mutfak istediğiniz kadar dağınık olabilir, hatta masayı tersine çevirip koyabilirsiniz. Ne de olsa çoğunlukla mutfağa girmiyorsunuz. Feng Shui’de ise mutfak özenle yerleştirilmeli, ocak bütün mutfağı kontrol edebileceğiniz bir noktada durmalı ve gelen konuklara sıcak bir karşılama hissi vermelidir.
G-Star “Handcrafted” programı
——————————————————————————–
Denim dünyasının sıra dışı markası G-Star Raw Denim, yüksek kaliteli ham denimde klasik terzi teknikleri kullanarak “Handcrafted” programını hayata geçirdi.
Türkiye’deki 2. sezonunda çok özel bir koleksiyon sunan G-Star “Handcrafted” programı, Londra’daki geleneksel lüks kıyafetler hazırlayan Savile Row’da yapılan takım elbiseler gibi üretiliyor. Geleneksel terzi teknikleri ile yaratılan jeanler, G-Star’ın sanatını ve yeteneğini kanıtlıyor. “Handcrafted” koleksiyonu gerçek bir terzinin el işçiliği sonucu, donanımlı görüntüsü ile eşsiz bir sanat eseri gibi ortaya çıkıyor. Elle yapılan 20 saatlik bir çalışma ile her parça numaralandırılıyor ve bütün el işlemeli parçaların G-Star stüdyolarında tasarlanmış ve yapılmış olduğu kanıtlanabilsin diye ürünün varış yeri bir seyir defterine kaydediliyor.
Jeanlerin makinelerde üretilen ilk pantolonlar arasında yer aldığı düşünüldüğünde “Handcrafted” programındaki ürünlerin benzersiz ve terzi elinden çıkmış olması, bu ürünleri yüksek kaliteli bir sanat eseri haline geri getiriyor….bü ürünleri
Programa dahil olan ürünlerde gözle görünen ve görünmeyen bir çok detay bulunuyor ve bu detaylar denim tutkunları için mutlaka sahip olunması gereken bir parça haline geliyor. El yapımı çıtçıtlar ve perçinler, ağır mumlu tezgah dikişleri, lehimli ve giysinin bel kısmında koparılabilir düğmeler tipik detaylar arasında yer alıyor.
Ağır keten, poplin ve balıksırtı kumaşlardan üretilen bel kısmı; elle dikilmiş ilmiklerden oluşuyor. Keten bir iplikle elle kapatılan modellerin arka ceplerinde dikişler verev kesilmiş ağır bir poplin bant ile gizleniyor. Ayrıca ürünlerde her bölüm üzerinde parçanın adının, sayısının ve de işlendiği tarihin yazılı olduğu el yazısı bir damga yer alıyor.
G-Star “Handcrafted” programındaki özel ürünlere G-Star Kanyon, Bağdat Caddesi ve Ankara Filistin Caddesi mağazalarından ulaşabilirsiniz.
Sonraki Sayfa »